Araban Kalesi
Administrator tarafından yazıldı.    Cumartesi, 26 Haziran 2010 00:10    PDF Yazdır e-Posta


Bölgede yapılan araştırmalar Araban çevresi tarihinin Tunç Çağı’na (M.Ö. 3000-1200) kadar indiğini göstermektedir. İslâm öncesi Raban Kalesi denilen Araban İç Kalesi’nin en önemli dönemi XI-XIII. yüzyıllar arasındadır.1 Bu yüzyıllar boyunca kale stratejik önemini sürekli korumuştur. Özellikle Urfa Haçlı Kontluğu, Ermeni Krallığı, Haçlı Seferleri, Memlûklu ve Türk akınlarında elde tutulması gerekli kalelerin başında yer almıştır. Araban Kalesi, Ermeniler ile Urfa Haçlı Kontluğu arasında sık sık el değiştirmiştir. 1093 yılında Ermenilerin elinde bulunan Araban Kalesi, 1112’den sonra Urfa Haçlı Kontluğu’nun eline geçmiştir. 1108-20 tarihleri arasında Ermeni Kralı Vasil’e ait olan kale, 1112-20 tarihlerinde Antakya Kralı eline geçmiş, daha sonra da tekrar Ermeniler’e bırakılmıştır. Bu dönemde kalenin çok sağlam olduğu ve kolay kolay fethedilemediği belirtilmektedir .
 
Sultan Mesud Kılıç Arslan 1148-1150 yıllarında Araban İç Kalesi’ni fet¬hederek Türk toprağı haline getirmiştir. 1155’te Atabey Nureddin Mahmud Zengi, Araban’ı Selçuklulardan almıştır. Bu tarihten sonra sırasıyla Halep Eyyubileri, Anadolu Selçukluları (1218), Memlûklular, İlhanlılar (1259), Memlûklular (1260), Dulkadiroğulları ve tekrar Memlûkluların hakimiyeti altında görülmektedir. 1517’de ise bölge Osmanlı topraklarına katılmıştır 1523 yılından sonra Birecik Sancağı’nın Rumkale kazasına bağlanan Araban, daha sonraki yıllarda Gaziantep’e bağlanmıştır.
 
Araban (Raban, Kale-i Zerrin) Kalesi 1940’lara kadar sağlam durumda iken, halk tarafından inşaatlarda kullanılmak üzere surların taşları sökülerek ortadan kaldırılmıştır. Kaleden günümüze toprak altında kalan kısımlardan başka bir şey ulaşmamıştır.
Kale, şehrin ortasındaki 35 m yükseklikte bulunan yığma tepe üzerine kurulmuştur. 85×95 m’lik bir alanı kaplayan kalede cami, su deposu ve toprak altında kalan surlardan başka herhangi birşey bulunmamaktadır. XII-XIV. yüzyıllarda çok önemli bir iç kale olmasına rağmen günümüzde pek iz kalmamıştır .

Araban İç Kale Camii’nin inşa kitabesi ve vakfiyesi bulunmamaktadır. Bu nedenle tarihlendirme konusunda kesin bir sonuca varmak mümkün görünmemektedir. Ancak, Memlûkluların Birecik, Kahta, Ravenda, Rumkale, Gaziantep ve Araban kalelerini sınır bölgesi kabul ederek sürekli ellerinde tutmaları, bu bölgelerde birçok yeni yapılar inşa etmeleri ve hakimiyetleri döneminde bu kaleleri tahkim etmeleri caminin enine gelişen iki sahınlı bir plâna sahip olması, savunma amacıyla yekpare taşlardan ve çok az sayıda pencerenin olması, mihrabın genel kurgusu gibi özelliklerden yola çıkarak, ayrıca bölgeye hakim güçler gözönünde bulundurulduğu zaman yapı XII-XIV. yüzyıllara tarihlendirilmektedir.

1940’lı yıllarda kale talanı sırasında caminin giriş kapısının büyük bölümü toprak ve taş yığını içinde kalmıştır.

Cami , dıştan 13.20×18.50 m ölçülerinde dikdörtgen plânlı olup, enine gelişen iki sahından oluşan bir plâna sahiptir. XX. yüzyılın başında cami kendi haline terkedilmiş, günümüzde güney ve doğu duvarlarının taş kaplamaları sökülmüştür .
Kuzey cephesinin ortasında yer alan cümle kapısına beş basamaklı bir merdivenle inilmektedir. Cümle kapısı diktörtgen çerçeveli ve basık kemerli olup, üzengi taşının altında dışbükey bingiler bulunmaktadır. Basık kemerin dördüncü sırasındaki taş sırası boydan boya içten yapılarak, cephede bir şerit oluşturulmuştur.

Doğu cephenin güney tarafı 40 cm ölçülerinde dışa taşıntı yapmaktadır. Bu taşıntının nedeni ise, iç mekânda 90×140 m ölçülerinde açılan nişden dolayı veya örtü sisteminin yükünü taşıyan beden duvarlarının dayanıklılığını artırmaktır .
 
Yapının güney cephesi, kalenin surlarına bitişik inşa edilmiştir. Bu nedenle güneybatı köşede düzgün duvar örgüsü bulunmaktadır. Diğer kısımları surlara bitişik olduğundan bu kısımlar da sökülmüştür.

Batı cephesinin alt bölümleri surların şekline uygun olarak yapılmıştır. Üst bölümleri ise düzgün kesme taştandır. Bu cephenin güney tarafında dikdörtgen pencere yer almakta olup, kuzeybatı köşesi yıkılmış durumdadır .

Dış cephelerin kuzey ve doğu kısımları saçak silme, kaval ve oluktan ibarettir. Düz silmeli saçak, kademelenme ve profillenme yapmaktadır. Saçak silmenin üstünde bir taş daha vardır. İçten tonozla örtülü cami dıştan düz damla örtülüdür .

Harime beş basamakla inilen cümle kapısından girilmektedir. İç mekân kalenin zemininin altında kalmaktadır. 14.90×9.30 m ölçülerindeki harim, enine gelişen iki sahınlı üzeri beşik tonozla örtülüdür. Ortadaki payelerden ve köşelerden kuzey-güney doğrultusunda atılan sivri kemerler beşik tonozun iç bükeyiyle aynı hizada yapılmıştır.

İkinci sahının ortasındaki çapraz tonoz, giriş kapısının önünde, mihrabın aksında bulunmaktadır. Çapraz tonozun iki yanı (doğu-batı) beşik tonozlu bölümlerle örtülmüştür. Tonozların arasındaki sivri kemerlerin üzengi taşları dışa taşıntılı olarak yapılmıştır. Tonozların başladığı iç bükey, duvar yüzeyinden dışa taşıntılıdır. Sivri kemerler düzgün kesme taştan, örtü sistemi ise taştan ve üzeri sıvalıdır.

İç mekâna girişi sağlayan cümle kapısı, içten dikdörtgen çerçeveli ve sivri kemer alınlıklıdır. Atkı taşı dışbükey bindirmelikler üzerinde yer almaktadır. Sivri kemer alınlık sade olarak yapılmıştır.

Harimin duvarları düzgün kesme taşlardan örülmüş, üzerinde herhangi bir sıva yoktur.

Doğu duvar üstte göz pencere ve sivri kemerli bir alınlık şeklinde tertiplenmiştir. Bu duvarın birinci sahının ortasında 90×1.50 m ölçülerinde dikdörtgen bir niş yer almaktadır.

Mihrabın iki yanında 90 cm genişliğindeki sivri kemer şeklinde düzenlenmiş açıklıktan 1.20×1.40 m ölçülerindeki bir bölüme girilmektedir. Her iki bölüm duvar içinden yükselen bölümlerden doğudaki, kırlangıç örtülü, batıdaki niş ise düz şekilde yukarı doğru devam etmektir.

Batı duvarının üstüne dikdörtgen şeklindeki bir pencere açılmıştır.

İç mekânın zemin döşemesi, define avcıları tarafından kaldırılmıştır. İçteki malzemelerden zeminde sal taşları döşeli olduğu anlaşılmaktadır.
Kıble duvarının ortasında giriş ekseninde mihrap yer almaktadır. Mihrap beden duvarında olduğu gibi düzgün kesme taşlarla gerçekleştirilmiştir. Mihrap, duvardan hafif içe doğru kademeli oluk ve kaval silmeden oluşan bir çerçeveyle ayrılmaktadır. Bu silmeler kavsara kemerinin üst hizasından itibaren köşeli iki kademelenme yaparak yükselmektedir. Köşelerden sütuncelerle sınırlandırılmış hücre 1m derinliğinde yarım kemerle kuşatılmış, yarım kubbe biçiminde bir kavsaraya sahiptir. Bu kavsara cepheden kemerin şekline uydurulmuş ve hafif sivriltilmiştir. Hücreyi sınırlandıran sütunceler köşelere bağlı, yarım sekizgen plânlı gövdeye sahiptir. Sütuncelerin bilezikli kaideleri ve üstte iki sıra yapraktan oluşan başlıkları bulunmaktadır. Ayrıca kavsara kemerinin başlangıcında (üzengi seviyesinde) içe ve dışa bakan yüzlerinde yivli bir tabla yer almaktadır. Çerçeveyi oluşturan kaval ve oluk silmeler mihrapta belirli bir hareketlilik sağlamaktadır. Tek süsleyici unsur olarak da sütunce başlıklarındaki damarlı iki sıra halinde düzenlenen ve tablanın altında da devam eden yapraklar gözükmektedir.

SONUÇ
Araban İç Kale Camii enine gelişen iki sahından oluşan bir plâna sahiptir. Sahınların üzeri tonozlarla örtülü olup, dıştan düz dam şeklindedir. Cami, zeminin altında inşa edilmiştir. Duvarlarının kalın olması ve fazla pencere olmaması, yapının savaş anında korunma mekânı olarak kullanıldığını göstermektedir. İç mekânın zeminin altında inşa edilmesi de bunu doğrulamaktadır.
Kıble duvarındaki iki nişin işlevinin çile bölümü gibi düşünüldüğü tahmin edilmektedir.
Mihrap, plân olarak Memlûklu dönemi camilerine, dış çerçeve olarak da Diyarbakır Mesudiye Medresesine (1223) benzemektedir. Dış cephe düzeni olarak yine Memlûklu dönemindeki yapıları hatırlatmaktadır. İbadet mekânının yarıdan fazlasının zemin altında inşa edilmesi şekline ise, bu cami dışında pek rastlanmamaktadır. Birgi Ulu Camii de zeminin altında olmasına karşın bu cami gibi ibadet mekânının dışa açıklığının fazla olmaması gibi bir özelliği yoktur.
Plân bakımından Memlûklu dönemine ait Kahire Temin El Rasafi Camii’ne (1462) , Akkoyunlu döneminden Mardin Şeyh Mahmud Türk Camiine (XVII yüzyıl, ve Hasankeyf Küçük Camiine benzemektedir.
Türk sanatı bakımından önemi ise, ibadet mekânının zeminin altında yer alması, iç mekânın doğrudan savunma amacıyla kalın duvarlara sahip olması, kıble duvarındaki iki hücresi, mihrap kurgusu ve örtü sistemi gibi özelliklerinden dolayı büyük bir öneme sahiptir. Bu caminin ivedilikle kurtarılarak işlev kazandırılması gerekmektedir.

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile